yukarı git

Hint Okyanusu’nda Bir Ada ve Bizim Kardeşlik Hikayemiz

“Bu, bizim hikayemiz. Ve bu hikaye henüz biz dünyaya gelmeden bir asır evvel başladı. Elbette ki ruhumuzu teslim ettikten sonra da devam edecek.” Bir “ada” düşünün. Türkiye’den on bin km uzakta. Okyanusun tam ortasında. En yakın kara parçasına uçakla dört saatlik mesafede. Yazları en fazla 30-32 derece, kışları en düşük 20-22 derece. Dağlarından güzel dereler akar. Turkuaz mavisi mercan resifleriyle çevrili denizlerinde köpek balıkları dahi gezmez. Tehlikeli hiç bir hayvanın yaşamadığı cennetten bir köşe. İşte orası Mauritius. Kaptan James Cook “sanırım Tanrı cennetten önce Mauritius’u yaratıp deneyim kazandı” diyerek abartılı bir ifadeyle hayranlığını kaydetmiş not defterine. ( Biliyorum biz müslümanlar kısaca “cennet gibi bir yer” der geçeriz. Bu tanımlamayı yazdığım için mahkum etmeyin beni hemen. 😉) Binlerce yıllık bir tarihi yok bu Ada’nın çünkü evvelce insan yüzü görmemiş. Önce Araplar adım atar geçici...

Devamını oku

Mehdilerin Savaşı

Beş altı sene evvel aslen Afrikalı ama benim yavru vatanım Mauritius’ta yaşayan bir kardeşim geldi Türkiye’ye. Sufî bir hafız. Zaman zaman kıymet verdiğim dostlarımı davet ederim can vatanımıza; gelsinler, bizim kadim medeniyetimizin izlerini görsünler, karşılıklı olarak bir bilgi ve tecrübe değişimi yapalım da Dünya’ya birinci elden ilim ve irfan sevkiyatı daha kolay olsun diye. O da bu kıymetlilerden birisiydi. Memleketimizin en güzel muhitlerini gezdik. En güzel derelerden geçtik, en güzel çaylardan içtik. Mevzulardan mevzulara daldık. Seyahatimizin bitmesine doğru bir ara bana çok özel ve önemli bir bilgi vermek istediğini söyledi. Tabiki dedim, dikkat kesildim söyleyeceklerine. -Ahmet biraz sonra söyleyeceğim hakikatı biz sadece çok sevdiklerimizle paylaşıyoruz. Bu seyahattimde sana güvenebileceğimi anladım. Biliyor musun benim şeyhim “Sahibi Ahir Zaman, O’nun şeyhi de Mehdiyi Ali Rasül!” Hımm dedim güldüm. Tabiki daha evvel de bir...

Devamını oku

Yıllar İçinde

Size de olur mu bilmiyorum.  Bazen çıkıp bir gün boyu sokaklarda tek başıma yürümek gelir içimden. Yürümek, gezmek, hiç bir kimseyle konuşmadan tarihin ve çocukluk yıllarımın kucağında dolaşmak gelir. Kitapçılara uğrar, o dükkan senin bu kaldırım benim yürürüm. Yorulunca da bir cadde üstü kafesinde oturup insanları seyretmek isterim.  Ve tabiki bu hal içre kaç saat geçtiğini bilmeksizin düşünmek, düşünmek, düşünmek. Evvelce cümbür cemaat işleri pek severdim.  Cümbür cemaat seyahat etmeyi, cümbür cemaat iş yapmayı, bir şeyleri başarmayı çok severdim.  Şimdilerde artık Afrika’nın sizi ilahiler ve danslarla karşılamaları müstesna çok sesliliği kafam götürmez oldu. Hayat fazlasıyla gürültülü patırtılı. Umreye bile kimsesiz gitmeği istiyorum.  Eşim ve ben, o kadar. Gitmeliyiz.  Tek başımıza Harem’in mermer zemininde kaybolmalıyız. Hangi sütunun altında Rabbin’le baş başa kaldığını kimseler bilmemeli. Medine’de Rasülünün evine sığınıp kâlp deryasının derinliklerinde gezmelere çıkmak istediğinden bir...

Devamını oku

Bizim Gözümüzden

“Döner Kebap” Bir zamanlar Taksim’de bir dönerci vardı. Birden şöhret oldu. Günlük 500 kg döner satıyormuş dediler. ( şimdilerde 1000-2000 kg olmuştur heralde.) Biz de arkadaşlarla toplanıp o koca döneri görmeye gittik. Gerçekten de kocaman bir döner. İsmi de İslami bir isim. ( Söylemiyecem, reklam olmasın.) Döneri kesen ve servis eden herkesin ortak özelliği ise sakallı ve sarıklı ya da takkeli abiler olmasıydı.( o gün için çok yadırganacak bir durum tabi ) Bir günde en büyük döneri satıp bitiriyor olmanın “haklı” gururuyla döner kesmekteler. Herkeste onlara hayran hayran bakmakta. Yiyen de bakmakta yiyemeyen de...

Devamını oku

Mukaddes Dünya ve Kutsal Günah (!)

Uhud harbi. İşin başında Allah Rasülü olduğu için “yenildik” demeye dilimiz varmasa da içinde asırlara ibret olacak derslerle dolu bir muharebe. Ve Allah Rasülü’nün asırlara ışık tutan muhteşem nasihatlarıyla dolu bir meydan savaşı. Malum okçular tepesini oradaki görevli ashap terkedince olan olur. Yetmiş sahabi şehid verilir. Hazreti Hamza gider. Bir çok değerli sahabi gider. Neredeyse Peygamberimiz de şehid edilecektir. Savaş biter. Mekke’nin kefereleri leşlerini alamadan kaçarlar. Sahabi Allah Rasülü’nün sözünü tam dinlememenin verdiği hüznü ve manevi bir ceza almanın korkusuyla tir tir titremekte. Bir kaç gün geçip artık ne yapalım “Olan oldu, ölen öldü; kalan sağlar bizimdir” ruh hali Medine’de hakim olmaya başladığı sıralarda Allah Rasülünü bir köşede ağlarken görürler. Gelirler ve derlerki: - Ya Rasülallah. Varımız yokumuz, ana ve babamız sana feda olsun. Üzülme. And olsun ki biz toparlanır gider onlardan...

Devamını oku

Kardeşim Mevlüt

Onlarla oynar, gezer tozar Afrika’nın o tozlu sokaklarında. Mpwa Pwa güvenli ve güzel bir kasaba. Her ne kadar çoğunluk hıristiyan olsada kocaman bir mescidi var kasabanın. Mevlüd’ün evi işte o mescide çok yakın. Tabi o zamanlar ismi Mevlüd değil henüz. Nedense mahallesindeki müslüman arkadaşlarını daha çok sever. Arkadaşlarıyla can ciğerdir...

Devamını oku