Kardeşim Mevlüt

Onlarla oynar, gezer tozar Afrika’nın o tozlu sokaklarında. Mpwa Pwa güvenli ve güzel bir kasaba. Her ne kadar çoğunluk hıristiyan olsada kocaman bir mescidi var kasabanın. Mevlüd’ün evi işte o mescide çok yakın. Tabi o zamanlar ismi Mevlüd değil henüz. Nedense mahallesindeki müslüman arkadaşlarını daha çok sever. Arkadaşlarıyla can ciğerdir

KARDEŞİM MEVLÜD ( 1. Bölüm )

Bugün size onun hikayesini anlatayım. Zaten şimdilik ancak yazarak anlatabiliyorum bu hüzünlü hikayeyi. Geçenlerde bir konferansta anlatmak istedim, yine başarılı olamadım ağlamaktan.

Yer: Tanzanya.
Şehir: Dodoma.
Bölge: Mpwa Pwa.
İsmi: Mawlûdi.

Yani bizim dilde “Mevlüd.”

O’na bu ismi çocukluk arkadaşları vermiş; yeniden doğduğu için. Nasıl mı? Buyurun. Bir katolik hıristiyan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir benim de dünyaya geldiğim yıllarda. Büyür. Arkadaşları olur.

Onlarla oynar, gezer tozar Afrika’nın o tozlu sokaklarında. Mpwa Pwa güvenli ve güzel bir kasaba. Her ne kadar çoğunluk hıristiyan olsada kocaman bir mescidi var kasabanın. Mevlüd’ün evi işte o mescide çok yakın. Tabi o zamanlar ismi Mevlüd değil henüz. Nedense mahallesindeki müslüman arkadaşlarını daha çok sever. Arkadaşlarıyla can ciğerdir. Onlarla ünsiyeti olur. Onlarla yer, onlarla içer. Büyür, on altısına gelir. Babası “hadi bakalım, büyüdün on altı yaşına geldin artık. Düzenli olarak kiliseye gelmen lazım” der. Mevlüd bir türlü gitmek istemez o kasvetli binaya. Her seferinde bir bahane uydurur adım atmaz batıl inancın batıl mekanına. Baba sinirlenir. Farkeder oğlunda bir şeylerin ters gittiğini. Bir gün ısrarla ve hiddetle oğlunu kolundan tuttuğu gibi kiliseye götürür. Mevlüd ayak direr. Hayır der, olmaz der babasına ilk defa açıktan.

“Baba, ısrar etme kiliseye gitmeyeceğim!” Baba beyninden vurulmuşa döner.

Nasıl yani, benim oğlum sen kiliseye gelmeyeceksin öylemi!

Evet baba gelmeyeceğim!

Neden?

Benim bütün arkadaşlarım müslüman baba. Ben onlarla büyüdüm. Onlarla serpildim. Çocukluğumdan beri onlarla camiye gittim. Onlarla namaz kıldım. Onlarla secde ettim. Onlarla dua ettim.

Ben kendimi müslüman hissediyorum baba!

Baba çıldırır. Mevlüd’e saldırır. Tokatlar atar. Yumruklar savurur. Mevlüd hiç sesini çıkarmaz. Ama kiliseye de gitmez. Ne talih ki baba Afrika’nın görebileceği en zalim babalardan biridir. Yasak koyar oğluna. Zinhar camiye gidilmeyecek! Müslüman arkadaşlarla görüşülmeyecek! Söz dinler mi oğul! Arkadaşlarının yanına gider. Mescide de girer. Aslında henüz müslüman da değildir. Ama sadece kendini müslüman gibi hissetmekte, hıristiyanlığın şu an batıl bir din olduğunu, son ve hakk dinin İslam olduğunu bilmektedir, o kadar. Vakit kaybetmeden, bir gece arkadaşlarıyla oturur, tekrardan konuşurlar uzun uzun.

  • İslam nedir?
  • Bizi kim yarattı ?
  • Muhammed Aleyhisselam kimdir?
  • Davası neydi?
  • İyilik nedir?
  • Kötülük nedir?

Tek tek konuşurlar. Ve sabah olduğunda mescidde toplanırlar. Hep beraber Mevlüd’ün şehadetine şahitlik ederler. Artık Mpwa Pwa’nın sokakalarında oynadıkları arkadaşları kardeşleri olmuştur. Tertemiz. Günahsız bir kardeş. Yeniden doğduğu için de adını “Mawlûdi” koyarlar. Haberi duyan annesi koşarak gelir mescide. Oğlum nerde der. Bulurlar. Oğluna kaçmasını söyler anacığı. Mademki müslüman oldun, kaç oğlum buralardan. Baban seni öldürmeğe yemin etti! 16 yaşındaki Mevlüd hiç bir yere kaçmaz. Doğru babasının yanına gider.

“Doğrumu müslüman olduğun!” diye bağırır babası.

Evet baba ben müslümanım bundan sonra.

Müslümanım ve siz de müslüman olun diye cevap verir.

Müslüman olun. Rabbiniz’e kul olun.

Kötülüklerden uzak durun.

Gözü dönen baba komşularında yardımıyla atılır çocuğun üstüne, yakalar oğlunu ve hapseder evin bir odasına. Ayağından zincirle bağlar. Günlerce döver. Aç bırakır. İşkence eder. Mevlüd yine de imanından vaz geçmez. Henüz on altı yaşında bir mümin ve inatla ve sabırla “Allah birdir” demekte. Arkadaşları duruma daha fazla dayanamazlar. Babasıyla defalarca konuşurlar.Yalvarırlar. Tamam derler. Bizimle görüşmesin ama çöz oğlunu. Serbest bırak, işkence etme artık. Aç bırakma onu.Kovar onları zalim baba. Defolun der her seferinde. Arkadaşlar ağlar. Anne ağlar. Mevlüd inler. Bir gece annenin de yardımıyla gelirler ayağından bağlı olan Mevlüd’ü kaçırırlar o can kardeşleri. Kaçırırlar ve Mevlüd bir daha eve hiç dönmez. Uzak diyarlara gider. Uzakta taa Aruşa’da bir medrese vardır. Oraya sığınır. Medresenin şeyhi yaşlı, alim ve ferasetli bir zattır. İsmi Şeyh Ali. Şeyh Ali sahip çıkar bu bedence zayıf, kalpçe yağız delikanlıya. Evlatlarından bir evlat yapar onu. Mevlüd o şeyhin yanında yıllarca kalır. İlim öğrenir. Hoca olur. Şeyhinin öğrencilerini okutmaya başlar. Yaşlı şeyh yaşı yirmi beşe gelmiş olan bu genç yardımcısına son bir iyilik yapar ve evlendirir. Tabi öte yandan beraber Mpwa Pwa daki arkadaşlarına minnettardır Mevlüd. Onlarla irtibatı hiç koparmaz. Onlar da kardeşlerini hiç yalnız bırakmazlar. Birgün Yaşlı şeyh Ali ölür. Babası bildiği şeyhini kaybeden Mevlüd mahzun olur. Dar gelir o medresenin duvarları artık ona. Memleketine dönmek ister. Memleketine dönmek ve ilk kelimei şehadet getirdiği o mescidde ona İslam’ı anlatan kardeşleriyle beraber hizmet etmek ister. Yıllar sonra birgün Mevlüd kolunda eşi, kucağında ilk evlatları “Ali” ile birlikte doğup büyüdüğü kasabaya geri döner. Kaderde onun neleri beklediğini bilmeksizin.

***********

KARDEŞİM MEVLÜD ( 2. Bölüm )

Yer, Mpwa Pwa kasabası, Afrika.

O gün arkadaşlarımla yaptığımız planı gece uygulamak üzere yola çıktık. Mpwa Pwa daki mescide vardık. Akşam namazlarımızı kıldık. Eşim, ben ve iki de Afrikalı arkadaşım Mevlüd’ün babasının evine doğru yürüdük. Sessiz bir Afrika gecesi kasabanın üstüne çökmüştü. İçimizde birazcık heyecan vardı. Bir kaç dakika sonra evin önündeydik. Mevlüd’ün annesi koşar adım geldi ve bizi sessizce içeri aldı. “Burası Mevlüd’ümün odası” dedi. “Babası yıllar önce onu burada hapsetmişti.”Küçük bir el lambasıyla yarı aydınlanmış odanın kırık dökük beton zeminine oturduk. Torunlardan küçük olanı yani Mevlüd’ün ikinci evladı olan kızı hemen yanımıza geldi.Yedi yaşında.

Eşimin yanına bağdaş kurup oturdu ve adeta eşim onun annesiymiş gibi ona sokuldu. Bizi meraklı gözlerle izlemeye başladı. Kısa bir sessizlikten sonra hıristiyan olan iyi kalpli anneye fazla sesli olmamak şartıyla Kuran’dan ayetler okursam rahatsız olup olmayacağını sordum. Hayır kesinlikle rahatsız olmam dedi. Lütfen buyurun. Afrikalı anneleri Afrikalı babalardan hep daha çok sevmişizdir. Çilekeş olurlar. İyi kalpli olurlar. Ve tabiki güler yüzlü olurlar. O zalim kocanın nasıl böyle iyi kalpli bir hanımı olduki diye düşünürken kısık bir sesle kuranı kerim okumaya başladım.

Gözlerim kapalı. Eûzü besmele çektim. Eşim solumda. Bir arkadaşım karşımda. Mevlüd’ün annesi odanın sağ köşesinde. Bir arkadaşımızda dışarda nöbetçi olarak bekliyor.Ayetleri birer ikişer okuyordum ki dışarıdan yüksek sesle konuşmalar gelmeye başladı. Bir iki patırdı derken büyük bir gürültüyle bulunduğumuz odanın kapısı açıldı. Derhal okumayı kesip gözlerimi açtım. İçeriye girenin kim olduğunu, ne olup bittiğini anlamaya çalışırken arkadaşım “işte bu Mevlüd’ün babası” dedi.Korktuğumuz tahminimden de erken başımıza gelmişti. İçeriye girdi ve bağırıp çağırmaya başladı. Aynı anda da iyi kalpli anne yerinden fırladı, o zalim adamın üzerine atıldı .Odanın ortasına öylece yuvarlandılar. Baba olanca sesiyle bağırıyordu “oğlumu elimden aldınız, torunlarımı vermem!”

kardeşim mevlüt 1. bölüm

Eşim yedi yaşındaki yavrucağı kaptığı gibi dışarı çıktı. Gecenin ortasında, el lambasıyla aydınlanan, rutubetten duvarları dökülmüş izbe odanın içinde yarı sarhoş içeriye dalan o babayla kendimi burun buruna buldum. O da şaşırmıştı. Ansızın daldığı evinde bir “muzunguyla” yani bir beyaz adamla karşılaşacağını hiç tahmin etmiyordu. Sert ve kendinden emin bir tavırla sakın konuşma ve otur diye bağırdığımı hatırlıyorum. Ve enteresandır adam sustu, olduğu yere oturdu. Burnundan soluyarak ona neler diyeceğimi dinlemek için gözlerini gözlerime dikti.

**********

Geçen sene İstanbul’da olduğum sıralar. Telefondaki arkadaşım Tanzanya’dan arıyordu.

Ahmet, dedi. Sözü uzatmayacağım, sana üzücü bir haberim var.

“Mevlûdi’nin karısı dün vefat etti.”

“Defnettik.”

“Malariadan.” ( Sıtma )

Bilmek isteyeceğini düşündüm dedi.

İnna lillah.. diyebildim sadece.

Elbetteki üzüldüm. İki çocuğuyla tek başına kalmıştı Mevlüd. Malarya; şu sivri sinek vasıtasıyla insanlara bulaşan ölümcül hastalık… Ve Afrika’nın birincil sağlık problemi. Mevlüd’ün eşi de maalesef bu hastalığın kurbanı oldu. Bir kaç ay sonra Afrika’ya döndüğümde Mevlüd’e baş sağlığı diledim. Kendimce teselli etmeğe çalıştım onu.Son derece metin bir şekilde karşılık verdi. Hüznünü yüreğine gömmüş buna bizim bile üzülmemizi istemez bir hali vardı. Hayran oldum bu tavrına.

Mevlüd; kardeşim! Yıllar evvel Mevlüd’le bizim hikayemiz ilk kez tanıştığımız Mpwa Pwa mescidinde başladı. Ve altı sene birlikte çalıştık. Mevlüd ve onun İslam’a giriş yolculuğunda adım adım yanında olan çocukluk arkadaşlarıyla sahra altı Afrika’da kat etmediğimiz yol kalmadı neredeyse. Birlikte kabile kabile dolaştık. Yüzlerce hatta binlerce kişiye omuz omuza İslam’ı anlattık. Kapı kapı, köy köy yoksullara gıda dağıttık. Kuyular açtık. Kâh ağladık, kâh güldük.Ve biliyor musunuz ben, bu paha biçilmez kardeşimin hikayesini birlikte geçirdiğimiz altı yıl boyunca kendisinden hiç dinlemedim.

Kızıl topraklı Afrika sahralarında üzerimize nice güneşler doğdu, nice güneşler battı ama Mevlüd bana bir kere olsun o zalim babasından bahsetmedi. Bir nebzecik şikayetçi olmadı. Ama çocukluğunda kapısına sığındığı, babası yerine koyduğu Şeyh Ali’den çokça bahsederken hep gözleri doldu. Mevlüd sayesinde Şeyh Aliyi ne kadar tanıdıysam yine o mütevekkil Mevlüd’ün ketumluğu sayesinde ailesini ve özellikle de babasını hiç tanıyamadım. Taki karısının vefatından neredeyse bir yıl sonra Mevlüd’ün de ölüm haberi yüreğimize kor gibi düşene kadar. Evet kıymetli dostlar, bu hikayenin alışılmış mutlu bir sonu olamadı. Canım kardeşim Mevlüd’de o amansız hastalığa yakalandı ve aramızdan kuş gibi uçup gitti.

İşte o unutulmaz gece biz, Mevlüd’ün geride bıraktığı iki yetim evladını babaannelerinden istemeye gitmiştik. Ancak muvaffak olamadık. Zira zalim baba bizim eve geldiğimizi duymuş apar topar meyhaneden çıkıp soluğu yanımızda almıştı. Ne yaptıysak ikna edemedik. Kardeşim Mevlüd’ün iki evladını o gece müslümanca yetiştirmek üzere dedelerinden alamadık. Üzülmeyin, üzülmeyin hemen. Mevlüd bugün cennette. Biz öyle inanıyoruz. Ve Cenabı Hakk’a ne kadar şükretsek az; Mevlüd’ün babası o geceki olaydan sonra işlediği bir suçtan dolayı şu an hapiste. En az beş yılı var diyorlar. İyi kalpli hıristiyan babaanne ise torunlarını Mevlüd’ün vasiyeti üzerine, bizim kontrolümüzde olmak şartıyla medreseye yatılı olarak verdi.

Ben de böylece altı yıl birlikte koşturduğum bu dava arkadaşımın hikayesini ölümünün hemen ardından çocukluk arkadaşlarından göz yaşlarıyla dinledim. Dünya ne enteresan! Nice sessiz kahramanlar yanı başınızda sizinle ömür sürüyor. Siz onları öldükten sonra tanıyorsunuz. Ve insanoğlu ne enteresan! Bir yanda sıcacık yuvalarımızda bizler cenneti hayal ediyoruz, öte yandan cenneti bile aklına getirmeden inandığı ve güvendiği Rabbi için bedel üstüne bedel ödeyen garipler canlarını veriyor.

Sahra’nın on altılık yiğit delikanlısı! Seni çok özleyeceğim.

Ve bize bırakıp gittiğin evlatlarına ömrüm oldukça, gücüm elverdikçe evladım gibi bakacağım.

Ahmet Kemal Öncü/Tanzanya Mpwa Pwa

Fotoğrafta ayaktakiler soldan sağa: Mevlüd, Musa, Mbaya ve hemen benim yanımdaki beyaz takkeli Kitenga. Bu üç isim Mevlüd’ün çocukluk arkadaşları. Hani şu onun İslam’a girmesine vesile olanlar.

1. Fotoğrafta Mavlûdi’nin geride kalan tek emanetleri oğlu ve kızı. “Furah Ali Mawloodi ve Kadra Mawloodi” Bugünkü halleri.

2 Fotoğrafta Mawlûdi ayakta duranlardan sarıklı olan.

Sesli Mesajlarımıza Her Yerden Ulaşabilirsiniz

Genç kardeşlerimize Afrika’yı, Afrika insanını ve orada yaşananları bizim gözümüzle anlatmak için sesli mesajlarımızı “Spotify ve Google Podcast” gibi platformlara yükledik.

Sevgili dostlar, merhaba.

Malum teknoloji hızla gelişiyor.

Ve bu gelişimle birlikte gençlerle olan iletişimimiz de hızla azalıyor.

Ancak geçmişten bize kalanları ve geleceğin bilinmez dünyasını bu saçları bizden daha ağarmamış olanlara bir şekilde aktarmaktan başka çaremiz yok.

Kültürümüzü, inançlarımızı, tarihimizi, sosyal hafızamızı, hassasiyetlerimizi bizden sonrakiler aracılığıyla daha sonraki nesillere aktarmaktan başka seçeceğimiz yok.

İşte biz de karınca kararınca Afrika özelinde attığımız mütevazi adımları, gerçekleştirdiğimiz manevi hazzı yüksek amelleri genç dimağlara olabilen en etkin yollarla aktarmak arzusundayız.

Bu iletişimi sağlamak ve genç kardeşlerimize ulaşmak, onlara Afrika’yı, Afrika insanını ve orada yaşananları bizim gözümüzle anlatmak için sesli mesajlarımızı “Spotify ve Google Podcast” gibi platformlara yükledik.

Ez cümle çalışmalarımızı, hatıralarımızı, kendimizce yağışlı günler için biriktirdiğimiz tecrübelerimizi bu platformlardan da dinleyebilir, özellikle yaşları bizden daha az ama kesinlikle dinamizmleri bizden çok olan kardeşlerimizle paylaşabilir, onların dikkatini bu anlatılanlara çekebilirsiniz.

Teşekkürler.

Ahmet Kemal Öncü Kurban Bayramı Mesajı & Afrika’da Bayramlar

Sizlere Afrika’dan selam ediyorum. Bizi tanıyanlar, yakinen bilenler iyi bilirler. Yıllardır Afrika’dayız. Afrika’daki bu masum ve mazlum insanların yanında olmaya çalışıyoruz. Masum diyorum çünkü kapitalizm Afrika’nın birçok yerine tam anlamıyla girmiş değil, dolayısıyla kirlenmemişler bu anlamda.

Kıymetli kardeşlerim, Türkiye’deki mümin ve muhait olan bütün kardeşlerim Selamunaleyküm!


Sizlere Afrika’dan selam ediyorum. Bizi tanıyanlar, yakinen bilenler iyi bilirler. Yıllardır Afrika’dayız. Afrika’daki bu masum ve mazlum insanların yanında olmaya çalışıyoruz. Masum diyorum çünkü kapitalizm Afrika’nın birçok yerine tam anlamıyla girmiş değil, dolayısıyla kirlenmemişler bu anlamda. Mazlum diyorum çünkü bütün dünya biliyor bunu artık batıda zalim olan batıda bunu artık biliyor. Tarih boyunca bu kıta en çok zulme uğrayan bölgelerden bir tanesi olmuş. Üç yüz milyonun üzerinde insanın sadece son üç asırda katledildiği söyleniyor bu coğrafyada. Bizim araştırmalarımız daha bunun daha fazla olduğu yönünde bize bilgiler veriyor.

Bu itibarla gerçekten mazlum bir kıta yani bu insanlarda medeniyet skalasında maddi ölçüler çerçevesinde çok iyi yerlerde olabilirdi ama maalesef bir şekilde tenlerinin rengi bahane edilerek, şekilleri şemaları bahane edilerek bence çok güzel bir ırk, bence cenabı hakkın sanatını bütün insanlık için konuşturduğu sanatını bu insanlarda da konuşturduğu bir ırk. Bu böyle güzeldir Afrika insanı. Çocukların yüzleri böyle maşallah baktığınızda yanaklarını ısırasınız gelir bebeklerin. Cenabı hak övmüşte yaratmış. Aynı biz Türkleri Avrupalı’ları nasıl yarattıysa bütün kaainattaki herşeyi nasıl özenerek yarattıysa,Cenabı hakta bu kıtadaki insanları hayvanları herşeyi özenerek yaratmış. O anlamda da haksızlık yapılmış bir kıta maalesef renkleri siyah denmiş, adeta hayvanlara maymunlara benzetilmiş ve Avrupalı’lar onlara bu yaklaşımla yaklaşıp ellerinde ne varsa avuçlarında ne varsa topraklarının altında ne varsa almışlar.


Benim asıl mesajım bayramla ilgili. Bayramla ilgili birkaç şey geliyor aklıma hep diyorum bunu kayda alsam dediğim şeyler oluyor sizlerle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye’de bayram deyince akla sevinç, neşe, çocuklar için bol harçlık toplama, büyükler için Ramazan-ı Şerif’in ardından rahatlama, kurbansa eğer kurbanını kesip bulabiliyorsa fakir yada ihtiyaç sahibi kardeşlerimize kurbanın hepsini veya bir kısmını verme paylaşma. Güzel giyinme Türkiye’de bayram deyince de akla gelir. Ondan sonra eş dost ziyaretleri bazen şehir dışına gideriz. Annelerimizi babalarımızı akrabalarımızı büyüklerimizi ziyaret ederiz. Ben 15-20 senedir neredeyse Türkiye’de hiç bayram yapmadım. Bizim çocukluğumuzda yaptığımız gibi kapı kapı dolaşma büyüklerin ellerini öpme onlardan rıza alma onların gönlünü hoş etme ve büyüklerde varsa eğer kırgınlıklar hoşnutsuzluklar bunları affetme gibi durumlar oluyor mu? Hala var mı bunlar bilmiyorum ama sanmıyorum bizim çocukluğumuzdaki veya eski zamanlardaki gibi bayramlar yok. Türkiye’de bayram deyince bunlar aklıma geliyor.

Türkiye’de bayram deyince akla tatil geliyor. İşte okullar tatil oluyor, İş yerleri tatiller oluyor ve çalışanlar için bir nefes alma anlamına geliyor ama Türkiye’de bu tam İslami bir anlamda gerçekleşmiyor. İstisnaları müstesna tutuyorum. Tatil deyince insanların hemen aklına eğer iklim müsaitse sahillere doğru kaçmak, lüks otellerde vakit geçirmek olarak algılanıyor. Ben bunu son derece kınıyorum. Bizim insanımıza hiç yakışmayan bir şey. Bizim insanımız onurludur haysiyetlidir idraklidir.

Biz dünyaya böyle anlatıyorum ama maalesef dindar olanı da olmayanı da ayırmaksızın ayrılmaksızın hemen her fırsatta eğlenceye, her fırsatta kendilerini sahillere otellere lükse konfora atıyorlar. Bu bize yakışmaz. Zengin olmak tabiki herkesin hakkıdır herkes isteyeyebilir ama bu azgın olmak anlamına gelmemeli. Türkiye’de bayram ne demek başka Türkiye’de bayram kredi kartlarıyla alışveriş yapmak demek. Taksitli alışveriş çılgınlığı demek. Bunları da ben maalesef üzülerek karşılıyorum.


İşte Türkiye’nin haricinde Afrika’da bayram ne demek onu söyleyeyim. Afrika’da bayram demek mümkünse varsa yeni elbiseniz onu giymek yoksada anneniz yada kendiniz çocuk olmanız farketmiyor kendiniz yıkarsınız elbisenizi,. Burada ufacık çocuklar bile 5-6 yaşındaki çocuk bile elbisesini kendi yıkıyor. Alır oturur annesi verir önüne bir kap kacak bir şey. Varsa bir sabunumsu birşey onunla yıkar çocuk sonra onu kurutur sonra yarınki bayram namazı için onu ütüler. Ütü tabi elektrikli ütü değil. Kömürlü ütü veya odun ateşiyle ısındırılmış ütü. Annesi, babası yada eli erenler bu işi yaparlar.
Afrika’da bayram demek öncelikle tekbirlerle bayram namazına gitmek demek.

Bayram namazından sonra herkesin kucaklaşması demek. Tabi burda çocukların harçlık toplama gibi bir alışkanlığı maalesef yok. Çünkü yetişkinlerde bile öyle herkese dağıtacak kadar para maalesef yok. Türkiye’dekinin dışında Türkiye’ye benzemez Afrika bayramları. Şöyle bir durum var işin aslı. Bu bölgelerde İmam Şafi hazretlerinin iştihadına göre hareket ediliyor yani kurban sünnet. İyikide kurban sünnet olmuş vacip olmamış, hakikaten imkansızlıklar var buralarda.
 Ben şu kelimeleri çok kullanmak istemiyorum Afrika için;

  • Afrika aç,
  • Afrika muhtaç,
  • Afrika yerlerde sürünüyor,

Ben bundan hoşlanmıyorum ama Afrika’da yokluk var gerçekten. Birçok yerinde bizim medeni dediğimiz dünyaya göre parasal anlamda yokluk var. Afrika neyin zengini onu söyleyeyim;

  • Afrika neşenin, huzurun, doymuşluğun zengini. Burada istemediğinz kadar neşe var, burada istemediğiniz kadar mutluluk var.
  • Bunlar bu açıdan baktığınız zaman Afrika elhamdulillah çok engin bir yer.
IMG 0050

Evet Afrika’da bayramlara gelecek olursak Türkiye’nin dışında. Afrika’da bayramlar insanların kucaklaştığı ve insanların barıştığı özel günler. Bunun haricinde Afrika’da bayramlar sessiz geçer, sıradan günlerle aynı geçer. Sadece bayramın 2. veya 3. günü toplanırlar kendi imkansızlıkları dahilinde ilahiler ve danslar eşliğinde bayramı kutlarlar. Naatlar okurlar, Resulullah efendimize ilahiler okurlar. Abdulkadir Ceylani Hazretleri’nin çok tesiri vardır burada. Onlara ilahi okurlar. Selavat getirirler, Kuran-ı Kerim okurlar ve İbrahim a.s. ve İsmail a.s. hikayesi anlatılır. Resulullah efendimizin nasıl bayram kullandığı anlatılır. Çocuklarda, gençlerde, yaşlılarda hem ilahiler okurlar hem dans ederler. Afrika denildiğinde zaten bunlar geliyor. Bilal Habeşi hazretleride o zaman için aynı bu şekilde eğlenirmiş, dans ederek Afrika tarzı ritimlerle. Afrika’da bayramlar böyle geçiyor.


Ben fazla uzatmayayım, Afrika’dan selam ediyoruz. Bizlere dua edin. Bizler ömrümüz oldukça bu kıta ile irtibatı kesmeyeceğiz. Ömrümüz oldukça bu kıtanın insanlarının yaşamında elimiz elverdiğince, gücümüz yettiğince fark meydana getirmeye  devam edeceğiz. 


İşin aslı ne biliyor musunuz kıymetli dostlar;


Aslında böyle ben düşündüğüm zaman Afrika insanının yanında olmak için mi buradayım, yoksa Afrika’ya zulmedenlerin karşısında olmak için m diye sorduğumda bende ağır basan yan evet Afrika insanının yanında olmak çok güzel ama biliyor musunuz asıl bizi motive eden başta şahsım Ahmet Kemal Öncü olarak bendenizi motive eden şey değilmi ki şu kıtanın tepesine çökmüşler vahşi batı, batının vahşi yanı bu kıtanın tepesine çökmüş, bir kara kartal gibi akbabalar gibi bu kıtayı ve insanların yaşamlarını paramparça ediyorlar.

Bende Allah rızası için aynı Filistin’de nasıl yahudilerin karşısına dikiliyor bizim dindaşlarımız mümin kardeşlerimiz. Bende, benim arkadaşlarımda eşimde ve bizim gibi düşünenlerde bu kıtada ehli küfre rağmen bu insanların yanında dimdik durmaya devam ediyoruz.


Neler yapabiliyoruz? Elimizden geldiğince birşey yapmaya çalışıyoruz. Tabiki bu kıtanın eğitimine katkıda bulunmaya çalışıyoruz öncelikle. Eğitim, eğitim, eğitim çok çok mühim. Yan sizler ve bizler öyle bir dinin mensuplarıyız ki aslında ilme en büyük ehemmiyeti veren din bizim dinimiz. Maalesef dünyada eğitimden biraz uzak bir ümmet haline dönüştük. İşte bu problemimiz Afrika’da da var.

Ne yapıyoruz; Medreseler açıyoruz buralarda, mümkünse okullarını, medreselerini ve camilerini iyileştirmeye çalışıyoruz. Kuran-ı kerimler yoksa Kuran-ı Kerimlerini temin ediyoruz. O kuran-ı kerimleri öğrenebilecekleri tahtaları yoksa, elif cüzleri yoksa bunları temin etmeye çalışıyoruz. Hocalarını alıp Türkiye’ye getiriyoruz. Bir miktar bizim kadim ve yüz yıllardan var olan tecrübelerinden faydalanmaları için Türkiye’ye getiriyoruz, dolaştırıyoruz, gezdiriyoruz. Buraya geldiklerinde o motivasyonlar çocukların eğitimlerine daha çok ağırlık versinler diye uğraşıyoruz.


Afrika’da maalesef taşrada elektrik yok, çocuklar yetişkinler, hanımlar kızlar, kız çocukları eğitimlerine rahatlıkla ağırlık verebilsinler, eğitimlerine devam edebilsinler    diye evlere solar yani güneş enerjisiyle çalışan ışık sistemleri kuruyoruz. Yeterki akşamları da evlerinde oturabilsinler, kitap okuyabilsinler ve sosyalleşebilseler diye bu tür işler yapıyoruz.

IMG 0054


Afrika’da köylerde taşrada arazide ormanda dolaşırken karşılaştığımız eki çocukları mümkünse hemen şehirlerdeki kazalardaki medreselere yönlendiriyoruz ve onları finanse etmeye çalışıyoruz. Bunları başta kendi imkanımızla yapıyoruz. Belki aklınıza gelir ya bu kadar şey yapıyorsunuz da nasıl yapıyorsunuz diye, başta kendi imkanlarımızla Cenab-ı hakkın verdiği imkanlarla. Kendimiz buna vakfettik izim çocuğumuz yok, evladımız yok. Elimizden geldiğince ömrümüz yettiğince neyimiz var neyimiz yok biz bu coğrafyanın çocuklarına harcamaya karar vermişiz vakfetmişiz kendimizi.


Onun haricinde sizler gibi  kadirşinas, hamiyetperver, hayırsever, gönlü büyük kalbi büyük, eli yüreği cömert kardeşlerimizde bize itimat edenlerde bize ulaşıyorlar. Hep beraber onlarla beraber bu Afrika’lı kardeşlerimizin duasına talip oluyoruz. Afrikalı kardeşlerimiz sayesinde Rabbimizin gözüne girmeye çalışıyoruz. Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışıyoruz. Bundan dolayıda hem ben arkadaşlarım, hemde eşim ve buradaki kardeşlerim sizlere teşekkür ediyorum.  Siz kardeşlerime Türkiye’deki kardeşlerime teşekkür ediyorum. Hemde onlara hizmet etme şansı verdikleri hemde Cenab’ı hakkın rızasına talip olma şansını bize verdikleri içinde buradaki Afrikalı kardeşlerimize hep teşekkür ediyorum, minnettarım. 


Bu mesajımda benim bayram mesajım olmuş olsun. Hepinizden Allah razı olsun. Bayramları biz idrak ederken bilelim ki aynı güneşin altında aynı göz yüzünün altında farklı şartlarda yaşayan mümin kardeşlerimizde var. Sadece Afrika’da değil, Pakistan’da, Afganistan’da, Filistin’de, Yemen’de. Hep bunları aklımızın, kalbimizin bir yanında tutalım. Bunları düşünelim bunlara göre davranalım. Bayramları çılgınca eğlendiğimiz günler olarak görmeyelim. Bayramları bu tür duyguları anlamak için birer fırsat olarak görelim. Helale harama dikkat edelim. Bayramlarda herşey serbest değildir, Bayramlarda mahremiyete dikkat edilmelidir. Akrabalık ilişkilerinden dolayı  ya ne olacak bu benim kuzenim bu benim ne olacak akrabamın akrabası deyip mahremiyete dikkat edelim. Şeytan buralarda gezinir ve bizi en zayıf olduğumuz yanlarımızla vurmaya çalışır. Çalışkan bir millet olalım ve hassasiyetlerimizi hiç dünyalık heveslere kurban etmeyelim. Bütün günlerimiz bu şuurla, bu anlamda bir bayram şuuruyla geçsin diyorum.


Bendeniz Ahmet Kemal Öncü, Afrika’nın Tanzanyası’nın Serengeti’sinden sizlere selam ediyorum. Büyüklerimin ellerinden küçükleriminde ellerinden öpüyorum. Hem yaşlarımı canı gönülden yürekten kucaklıyorum. Allah’a emanet olun. Bayramınız mübarek olsun.