Neden Afrika?

FB IMG 1628253424262

Uzun yıllardır ailecek Afrika’dayız malum. Yani zamanımızın önemli bir kısmını Afrika’da sarfetmekteyiz.

Bundan son derece memnunuz Allah’a şükür.

Ailecek dediğim bizim iki kişilik küçük ordumuz; eşim ve bendeniz.

Ne mutlu ki Afrika insanı bizi sevdi, biz de Afrika insanını sevdik.

Misafirim olan bir arkadaşım öyle söylemişti; Afrika anlatılmaz, yaşanır!

Gerçekten de gelmeyen, görmeyen için tamamen bir algı kurbanı olmaktan öte bir şey değildir.

Uzun yıllar yaşamadan, yaşamın yatay ve dikey katmanlarında tecrübeler kazanmadan layıkıyla bilemezsiniz.

İnsanını tanıyamazsınız.

Kültürünü kavrayamazsınız.

Kokusunu almadan dokusunu çözemezsiniz.

Bu nedenle “biz Afrikalılar”, bu kızıl kıtaya üç beş kere yolu düşmüş olanların “buralarla ilgili ahkam kesmesine” sadece tebessüm eder geçeriz.

“İyi halden” onları affeder heyecanlarına veririz!

Ama onlar da bir türlü bu iyiliğimizi anlamaz yaşamlarına çok bilmiş bir Afrika uzmanı olarak devam ederler.

Ne yapalım, Afrika’nın kaderi demekki bu; anlaşılmamak ya da yanlış anlaşılmak.

Peki neden Afrika?

Başlığı niçin bu şekilde attım?

Konferanslarımda ya da sohbetlerimde sıkça sorulan ve yıllardır da bıkmadan cevaplamaya çalıştığım bir sorudur bu.

Niçin Afrika?

Yani doğal olarak insanımız merak eder “koca dünyada” onca yer dururken neden bu zorlu kıtayı seçtiniz diye.

Hatta “zorlu ve kara olan kıtayı!”

Sevemedim gitti ya bu iki kelimeyi.

Neyse, az sonra özetle cevaplayacağım bir kere daha sabrınıza sığınarak ve sabrıma da güvenerek.

Aslında en özetiyle “kader” desem, “sonucu sebep” ya da “sebebi sonuç” olarak söylesem efradını câmî ağyarını mani bir cevap vermiş olurdum ama biliyorum bu suale bu cevap pek tatmin edici gelmeyecek.

Onun için bir kaç maddede “niçin Afrika” sorusunu cevaplayayım.

Ki bu sualin beraberinde akla gelen “niçin kurbanlarımızı Afrika’da kesip dağıtıyoruz, neden su kuyuları açıyoruz, güneş enerjisiyle evleri, köyleri aydınlatıyoruz, muz bahçeleri kuruyoruz, çocukları, dulları, yetimleri sevindirmeğe çalışıyoruz” daha iyi anlaşılmış olur.

Evet nedenlerimiz, niçinlerimiz.

Buyurunuz efendim.

*Efendim öncelikle Afrika yer yüzünün en güzel bölgelerinden birisi.

Orada sadece bulunmak bile bize keyif veriyor. Doğallığı, el değmemişliği. Harika!

Serengeti, Masai Mara, Klimanjaro dağı, Namib çölü, Büyük Sahra, aslanlar, filler, zebralar, leoparlar… Hangi birini sayalım ki!

Bu söyleyeceğim ilk sebebimiz ama en birinci sebebimiz değil.

Birinci sebebimizi en sonda söyleyeceğim.

*Afrika insanı mutludur, huzurludur.

Evet, onca yokluğa rağmen yeryüzündeki en mutlu insan belki de Afrika insanıdır.

Çünkü şükretmeyi bilir.

Halinden şikayetçi değildir.

Başlarına her ne afet gelirse gelsin ağlayıp dövünmez, dünyayı ayağa kaldırmaz.

Kendi yaşam ritmi içinde o afetle sessizce mücadele eder ya da işi kaderine bırakır geçer.

İşte bu dervişane tavır bizi Afrika’ya daha çok bağlar, daha sık yanlarında olma isteğimizi kamçılar.

*Afrika temiz bir kıtadır.

Kapitalizmin işgal ettiği şehirler müstesna Afrika bilinenin aksine temiz bir kıtadır.

Evet tozludur, topraklıdır ama temizdir.

Ve sandığınız gibi kötü kokmazlar. Sadece ciltlerinin hassas olmasından dolayı vücutlarını çoluğundan çocuğuna bir tür vazelinle nemli tutarlar. O yağın kendine has bir kokusu vardır. O kokar.

Bizim temizlik takıntılı Türk insanımız da tutturur Afrikalılar “pis” kokuyor diye.

Bilmezsinki sen de Afrikalıya “pis” kokmaktasın. Ama benim Afrikalım ağır başlı olduğu için dile getirmez bunu. Hele yüzüne hiç vurmaz.

Hasılı Afrikalı’nın içi de temizdir, dışı da temizdir.

Mesela Uzak Doğu’da bulamazsınız bu temizliği. Bir Orta Doğu’da asla göremezsiniz. Kahir ekseriyeti madden de manen de pistir o bölgelerin. Affetsinler beni ben bir Afrikalıyı bir uzak doğuluya değişmem.

Hatta Hindistan gibi ülkelerde pis olmak bir kültürdür. Heryere tükürürler. Şehirlerde bile istedikleri evin duvarına işerler. Bunu hiç kimse de garipsemez.

Afrika ile kabili kıyas bile olmaz.

*Afrika bilinenin aksine aç bir coğrafya değildir.

Öyle Batılı üç kağıtçıların gösterdiği gibi ve maalesef bizim bir çok “stk” mızın da reklamlarında dramatize ettiği gibi aç bir coğrafya değildir.

Evet fakirdir Afrika.

Yokluk, yoksulluk tüm coğrafyaya yayılmıştır ama asla aç değildir.

Neden? Çünkü Afrika insanı yardımseverdir de ondan.

Bu gün kimde ekmek varsa köyün geri kalanı orada sofra kurar da ondan.

Yani olanlar olmayanları bir şekilde sübvanse eder.

Esasen açlık dediğimiz biraz da doymamakla ilgili, aç gözlülükle ilgili.

İşte Afrika’da bu aç gözlülük yoktur.

Nedenlerimiz ve niçinlerimizden birisi de bu bizim; tok gözlü kanâatkâr insanlarla beraber olmak, hasılı insan olmak.

*Afrika filmlerde ya da Vahşi Batı’nın algı operasyonlarında gösterdiği gibi tehlikeli bir yer değildir.

Güvenlidir.

Buna mukabil güvensiz ve güvenilmez olan Batı’dır.

Batı hâindir.

Batı bir çok anlamda maalesef şeytandır.

Afrikayı kötü gösterir ki yakınlaşmayalım.

Tehlikeli gösterir ki gitmeyelim, görmeyelim, keşfetmeyelim.

Ve onlar da bu masum insanları rahatça sömürebilsin.

Ne kötüsün ey Batı!

Bununla beraber elbette nerede gezip tozacağınızı bilmezseniz, kiminle oturup kalkacağınıza dikkat etmezseniz tehlikedesinizdir. Ama bu kural tüm Dünya için geçerli değil mi zaten.

Bazı şehirlerin sakıncalı bölge olduğu doğrudur fakat o kadar tehlike bizde de mevcut.

Bizde de keyfinizce gezemeyeceğiniz sokaklar yok mu? Var. Hem de fazlasıyla.

*Şükür ki doğru bilinen bir gerçek te var bizde, Batı’nın Afrikayı çok mağdur ettiği.

Bunda hem fikiriz hepinizle.

Batı vahşice, hunharca mağdur etmiştir Afrika’yı.

Zulmetmiştir. Ve hâlâ bu kahpe alışkanlığından da vaz geçmiş değildir.

Evet işte bizim de Afrika’da bulunmamızın en birinci sebebi budur:

“Vahşi Batı’ya inat mazlum ve masumların yanında olmak.”

Hah, bakın şöyle diyebiliriz, “Afrika aç değildir ama mazlumdur.”

Bu doğru.

İstismar edilmiş. Köleleştirilmiş.

Bu doğru.

Ama bizzat kendisinin aç ve açıkta olduğunu söylemek, bu şekilde lanse etmek yanlı ve yanlış olur.

*Afrika’da sigara içen çok azdır. Yok desek yeri.

Bu da benim gibi sigara alerjisi olan biri için geçerli bir neden. Afrikada herkes ‘Yeşilay’cı.

Özellikle taşrada sigara içenlere ters ters bakarlar.

*Afrika’da islamla hiç tanışmamış kabileler hâlâ var.

Gerçekte bulunma sebeplerimizden birisi de bu.

Bizi tanıyanlar bilir. Ve açıkça iftiharla söylemekten de çekinmiyoruz.

Biz ailecek İslam’ı bilmeyen Afrikalılara dinimizi tebliğ etmekteyiz. Sistemli olarak bu mesele üzerinde çalışmaktayız.

Aslında sanıyorum sadece bunu söyleseydim bile yeterliydi “niçin Afrika” sorusunun cevabı için.

Evet kabile kabile dinimizin tanınması ve öğrenilmesi için gayret ediyoruz.

Bu gayreti Afrika’dan daha rahat ve keyifle yapabileceğimiz bir başka kıta bulamadık biz.

Şu fani dünyada, tüm sanal oluşumlardan uzak, tüm yapay duygu ve düşüncelere mesafeli inandığımız değerleri rahatlıkla anlatabiliyoruz.

Bu sayede bir nebzecik huzuru tadıyoruz. Kalplerimiz mutlulukla doluyor.

Dünyayı unutuyoruz.

Evet kıymetli kardeşlerim, sanıyorum birazcık özetleyebildim Afrika’da bulunma nedenlerimizi.

Niçin varımızı yoğumuzu o kıtaya, o kıtanın güzel insanlarına sarf ettiğimizi…

Niçin kızıl coğrafyanın meşakkatli yollarında sarfı zaman eylediğimizi…

Sabrınız için teşekkürler.

Bu vesileyle yaklaşan kurban bayramına dikkatlerinizi çekmek isterim.

Çevrenizde bildiğiniz güvendiğiniz Afrika gönüllüleri varsa bulun onları ve onlar aracılığıyla kurbanlarınızı Afrika’daki kardeşlerinizle paylaşarak gerçek bir bayram yaşayın.

Her zaman söylüyorum “gerçekte yoksulların bize değil bizim yoksullara ihtiyacımız var; çünkü hayır dua her şeyden daha kıymetlidir.”

Kardeşiniz Ahmet Kemal ve Gülbahar Öncü

Yazar: Ahmet Kemal Öncü

Kısaca kim miyim? Yaratılmış herkes gibi bir KERVANCI; kendi yükünü taşıyan!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir