Kült (?)

FB IMG 1617213025416

İnanmak herkesin hakkı.

Mukaddes değerlere inanmak, bunun üzerine bir yaşam inşa etmek herkesin hakkı.

İmanlı olan herkes başımızın tacı elbette.

Ancak evrensel olanı, fıtrî olanı kutsal addetmek şartıyla.

Mesela “alın teri” kutsaldır. Hürmeti hak eder.

Mesela “helalinden kazanç” kutsaldır. Saygıya layıktır.

Mesela “iffet ve namus” kutsaldır. Korunmaya muhtaçtır, korunmalıdır.

Mesela “kişi haysiyeti, izzeti, onuru” kutsaldır. Dokunulamaz.

Mesela “adalet” kutsaldır. İhmal edilemez. Hürmete layıktır.

Mesela “annelik” kutsaldır. Sevgiyi ve saygıyı hak eder.

Mesela “ilim” kutsaldır. Alime hürmet gerekir. Öğretmene saygı gerekir. Ustanın eli öpülür.

Mesela “Yaradan” kutsaldır. Secde edilmeyi hak eder. Minnettar kalınmaya en layık olandır.

Mesela “vatan” kutsaldır. Bölünemez. Uğrunda şehid olmaya değerdir.

Evet, bu ve benzeri “evrensel ve fıtri” kutsalların haricindeki kutsalların tamamı izafidir. Yani göreceli. Yani kişi ya da toplumların kendi subjektif kutsallarıdır.

Önerilebilir; dayatılamaz.

Teklif edilebilir; icbar edilemez.

Ancak yeryüzünde ve maalesef ülkemizde irili ufaklı kültler oluşturulmuş ve insanlarımız bu kültlerin ürettiği kutsallar tarafından kuşatılmış durumda.

Kuşatılmış diyorum zira gerçekten kuşatılmış durumda ki o kültlerin diktelerinin haricinde düşünemez hale geldik.

Bunlar zaman zaman politik kültler olarak, zaman zaman da inançsal kültler olarak karşımıza çıkıyor.

Ne hazindir kolay kolay farkına varıp kurtulamıyoruz bu kültlerin etkisinden.

Hayata, ait olduğumuz kültün gözlüğüyle bakıyoruz.

Değer yargılarımız o kültün ellerinde şekilleniyor.

Kültün içine girdikçe o kültü içselleştiriyoruz.

Hatta o kültü dinimiz yapıp gerçek dinî değerlerimizi tâlî hale getiriyoruz.

Kıymetliler, mümin ve muvahhid bir kardeşiniz olarak bugün iç dünyama dair bu meselede şunu söylemek isterim size.

Biliyorsunuz, senelerdir Afrika’nın sahra altında dinimiz İslam’ın evrensel değerlerini anlatmak ve yaşatmak için ailecek gayret ediyoruz. Kabile kabile dolaşıyor, bin bir çeşit kültürle muhatap oluyor, onlara “Rabbimizin birliğini, Rasülümüzün peygamberliğini” anlatmaya çalışıyoruz.

Ve tabiki Afrikalı kardeşlerimizin insanî ihtiyaçlarını imkanlarımız elverdiğince karşılamaya gayret ediyoruz.

Bütün bu koşuşturmalar esnasında hiç bir şey beni alışkanlıklarım kadar yormuyor biliyor musunuz.

Hiç bir şey “çocukluğumdan beri içinde doğup büyüdüğüm kültün bağnazlıklarından” kurtulmaya çalışmam kadar yormuyor.

O kültün evrensellik içermeyen birçok adet ve alışkanlıkları öylesine içime işlemişki anlatamam.

Hiç mi güzel alışkanlıklar edinmedim terkettiğim kült içinde?

Tabi ki tonla ama içselleştirdiğim bağnazlıklarım da az değildi.

Kurtulmam yıllarımı aldı.

O kült gözlerimde kutsal renkler oluşturmuş mesela.

O kült tasavvurumda olmazsa olmaz bıyık şekli, sakalsızlık, kıyafet şekilleri oluşturmuş.

Ve ne hazindir bunlar benim farkında olmayarak kutsallarım olmuş.

Allah’ın yarattığı insanları bunlarla kategorize eder olmuşum.

Bu kültsel kutsallarım yüzünden insanları kategorize etmişim. Hor görmüşüm ya da zavallılar deyip ellerinden tutmaya çalışmışım.

Sözlerimi şu kısa anekdotla sonlandıracağım ki bu kutsallaştırma hastalığının ne demek olduğunu daha çarpıcı anlatabileyim.

Yıllar önce ilk defa sakal bıraktığımda çok heyecanlanmıştım.

Düşünün altı üstü bir sakal.

Bıraktım ve kendimi özgürlükte bir adım ilerlemiş hissettim.

O günlerde içinden çıkıp ayrıldığım “kutsal aile kültünün” bir mensubu gelip bana hayretle şunları sormuştu ve sorduklarında gerçekten samimiydi:

-Sakal bırakmak için büyüğümüzden izin aldın mı?
Ve duble paça pantolon, badem bıyık, lacivert takke gibi “harika güzel bir tarz” varken, bunlarsız bir hayat seni rahatsız etmiyor mu?

Biliyor musunu soran kişi bu soruyu sorarken samimiydi ve hayret ediyordu; nasıl rahat olabilirdim bu kadar!

Ve daha sonrasında o kültün şekil ve şemalini terk ettiğim için “kutsal aile” ve bağlıları tarafından “mürted” bile ilan edildim. O da ayrı bir traji komedi

Tabiki bugün geldiğim noktada kızmıyorum onlara.

Çünkü onlar da bir başka üst kültün zavallı mağdurları.

Evet bendeniz bugün kendi eski kültümden örnekler verdim.

Sanırım mesele anlaşılmıştır.

Varın siz şimdi kendi kültünüzü keşfedin.

Afrika Sahra Altı’ndan selamlar, sevgiler.

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü.

Not: Aklınıza gelebilir; peki Ahmet hoca senin vasıtanla müslüman olmuş Afrikalı yerliler kıyafetlerini değiştirmiyorlar mı?

Helal ve haram dairesince “Hayır.”

Kesinlikle onlara böyle bir tavsiyede bulunmuyorum.

Bir Masai kabile mensubu pek ala asırlardır o coğrafya şartlarına göre oluşmuş Masai giyim tarzını, folklorunu, gelenek ve göreneklerini sırf müslüman oldu diye kendisi istemedikçe değiştirmiyor, değiştirmemeli.

FB IMG 1617213025416

Yazar: Ahmet Kemal Öncü

Kısaca kim miyim? Yaratılmış herkes gibi bir KERVANCI; kendi yükünü taşıyan!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir