yukarı git

Korkmayın, Düşünün!

Korkmayın korkmayın herşeyi dökecek değilim ortaya.

Evet kızgınım biraz ama burası benim hesaplaşma yerim değil.

Seçim bitti. Olanlar oldu.

Afrika’daki yüzlerce yetim, binlerce tâlip bizi beklemekte.

Sizin dünyanızdan kaçıp cenneti bulduğum yer orası.

Beni tek üzebildiğiniz nokta; sizi sizden ve içinizdeki düşmanlarınızdan “korumak” için yaptığım her hamlemde soluğu 80 yaşındaki babamın yanında almanız.

Susmadığım ya da yazmaya son vermediğim takdirde üzüleceği, ömrünü verdiği, elleriyle inşaa ettiği, binlerce talebe yetiştirdiği müesseselere “giremeyebileceği” gibi tehdit vari sözlerle O’nu üzmeniz.

Ne yapalım. Bu da benim ödemem gereken bedel olsa gerek.

Evet, kıymetli arkadaşlar.

Öncelikle söyliyeyim, bendeniz safkan bir Maturidi ehli sünnetiyim.

Yani “naklin ışığında aklı, aklın ışığında nakli” savunanlardanım. Sanıyorum “yüzde yüz itaat” kültürünüzle uyuşmayışımın fikirsel temeli bu.

Ebu Hanife aşığıyım.

Yani “nass, hadis, sahabe ictihadı, kıyası fukaha ve icmayı ümmetin” yanına kutsallaştırılmış “emirleri, sultanları, şeyhleri” ilave etmeyişim bu yüzden.

Sultanlarımı kutsallaştırmam; kutsallarımı sultanlaştırırım.

Bu anlamda Ebu Hanife hazretlerini iyi okursanız ne demek istediğimi anlar ve ben kardeşinizi değil, alışkanlıklarınızı sorgulamaya başlarsınız.

Binaen aleyh aklınız karışmasın lütfen.

Hemen heyecanlanmayın.

Ve tenkitlerim belki bir zümrenin özeline müteveccih şeyler olabilir ama ekseriyetle geniş kitlelere yöneliktir.

Ümmeti Muhammed’in yaygın problemlerine matuftur. Ve iyi niyetlidir.

Mesela inançların sömürülmesi diyorsam “vay bizi kastediyor” diye hoplayıp kendinizi ifşa etmeyin.

Eğer o tenkit ettiğim özellikler sizde varsa tabiki üzerinize alının ama yaygara koparmayın. Gereksiz yere deşifre olmayın.

Sorumluluk kabul etmem.

Evet bazen yazılarımda sert bir dil kullandığım oluyor.

İtiraf etmeliyim bunu bir zaafım olarak görüyorum.

Ama inanın bu tamamen gayreti diniyyemden kaynaklı.

Beni anlamaya çalışın.

Bazen kendi günahlarımı unutup etrafımda öyle azim hatalarla karşılaşıyorum ki, artık o eylem bir kişinin şahsî bir hatası olmaktan çıkmış cemiyetin ya da o büyük zümrenin tamamına zarar verecek noktaya gelmiş.

İşte o zaman en sert üslubu takınmam, en şedit ama veciz sözleri kullanmam gerektini düşünüyorum ki sarsıcı bir şekilde uyandırmış olayım.

Tıpkı en son yazımda olduğu gibi.

Birazcık o yazım üzerine konuşup sizlerden müsade isteyeceğim.

İfadelerimden de anlaşıldığı üzere “Şükür ki Bir Avuçsunuz” yazımdan hayli incinenler oldu.

İncinmeyin lütfen.

Bunu sizden biraz daha farklı şeylere şahit olmuş, söz söylemeyi bilmez bir kardeşinizin, iyi niyetli ikazları olarak değerlendirin.

Ve kendinize sorun.

“Bu adam neden üstü kapalı da olsa, cemaat ya da topluluk ismi vermeden, hedef göstermeden, sadece belli grupların anlayacağı jargonla” bu kadar sert bir dil kullandı?

Sorun.

Kıymetli arkadaşlar ben sadece ve sadece “fetö” için doğrudan hedef göstererek konuşurum.

Merak etmeyin hiç bir cemaatle doğrudan bir meselem olmaz.

Cemaatlerin gerekliliğini en az sizler kadar takdir ederim.

Vatana ihanet, islama ihanet noktasına gelmediğiniz sürece kendimi sizlerden, sizleri kendimden bilirim.

Gelin sizinle yazımın burasında küçük bir zihinsel gezintiye çıkalım.

Evet, şimdi bir topluluk düşünün.

Sadece düşünün. İsim vermiyeceğim. Siz de vermeyin.

O topluluk sadece Türkiye’nin değil belki dünyanın en büyük “ehli sünnet hassasiyeti olan” gruplarından birisi olsun.

Siz de o grup içinde mutlu mesut yaşayıp giden bir fertsiniz.

Yine bu grup neredeyse 100 senelik bir emeğin ürünü olsun.

Yıllar, on yıllar boyunca Türkiyede ehli küfre karşı direnmiş, İslam toplumunun içinde fıkıh, akaid okutmadığınız kimse kalmamış.

Molla Camileri, Dürerleri, Taftazanileri yemiş yutmuşsunuz.

Ve yetiştirdiğiniz binlerce talebenize her yıl akaid derslerinde imamet ve hilafet bahsi gelince “imamlar” yani “emirler masum (günahsız) değildir’’ diye okuta gelmişsiniz.

Fakat hal böyleyken iş kendi emirlerinize gelince “amma bizim emirimiz müstesna” derseniz ciddi bir inançsal manüplasyonla karşı karşıyasınız demektir. Seyyidlik, şeriflik dokunulmazlıkları da cabası.

Arkadaşlar,

Ehli sünnetçe kimlerin cennete gideceğini, kimlerin cehenneme gideceğini beşer olarak hiç kimse takdir etme makamında değildir.

Bu, İslam’ın bize haddimizi bildirme düsturudur.

Nebiler ve büyük veliler bile mahşerin dehşetinden, hesabın şiddetinden Allah’a sığınmışlarken “cennete giden yol sadece bizim çerçevemizden geçer, diğer yollar cehenneme uğrarda geçer” derseniz itikadi olarak bir eksen kaymasına doğru yuvarlanıyorsunuz demektir.

“Size şefaat edilmeyecek çünkü sizler ümmeti Muhammede şefaat edeceksiniz!” sözünü, bir Allah dostunun evlatlarına hedef göstermek için, teşvik etmek için söylediği taltif ve teşvik sözleri olarak ele almaz da üzerinize alınırsanız, böylece kendinizi şefaat etmeye hak kazanmış bir zümre olarak görürseniz, İslam tarihinde benzeri görülmemiş bir kibrin uçurumundan savruluyorsunuz demektir.

Yani 100 sene evvel mukaddes gayelerle başlamış, o haklı ve onurlu davanızın kültür kodlarından hızla uzaklaşıyorsunuz demektir.

Arkadaşlar,

Elbetteki organizasyonlarda bir disiplin gerekir. Bir nizam bir intizam gerekir. Sevgi ve saygının baş tacı olduğu huzur ve güven veren bir hiyerarşi gerekir.

Tabiki bu hiyerarşideki büyüklere kardeşane hürmet ve muhabbet gerekir.

Ancak dâvânızın kurucusuna olan bu derin muhabbetinizden ve yüksek hürmetinizden dolayı “bana itaat bu yolun büyüklerine itaattir, büyüklere itaat de Rasülullah’a ve oradan da Allah’a itaattir deniyorsa durun ve derin bir nefes alın orada.

Veya size, beşer mahsülü bir organizasyonda, Allah’a itaat edebilmeniz için önce oradaki bir şahsa ya da şahıslara boyun eğmeniz gerektiği söyleniyorsa, orada durup uzun uzun düşünün.

Sonra irkilin ve uyanın!

Korkarım bulunduğunuz yerde hem şirk kapılarının bekçiliğine hem de zulüm diyarının valiliğine soyunmuş birileri avuçlarını ovuşturuyor demektir.

Tahayyülü bile fecaat.

Hatırlayın, Din’in tarifini;

Din: “Akıl sahiplerinin kendi irade ve istekleriyle, dünya ve ahirette saadet ve selamete kavuşturan bir ilâhi kanun ve bir Rabbani tesistir.”

Aklını kullanmayana, iradesini eşikte bırakıp gelenlere “din” bile yok.

Bilmem anlatabildim mi?

Evet küçük gezintimiz bitti.

Can kardeşlerim,

Hangi gruba ya da cemaate bağlısınız bilmem ama size sizleri yolda-bayırda zora ve dara düşürmeyecek tecrübe filtrelerinden süzülmüş ölçüler vermeye çalışıyorum.

Kur’an’ın, Sünnet’in, Kıyas’ın ve İcma’nın ışığında ölçüler.

Sadece şu günahkar halimle, kendimden fırsat bulduğumda ümmet adına dertlendiğim konulardan birkaçı bunlar.

Bakınız, bendenizin hiç bir cemaatle organik irtibatım kalmayalı seneler oldu.

Afrika’nın kabileleri içinde, eşim hanımefendiyle birlikte, tevhidden haberi olmayan insanları kabile kabile kendi imkanlarımızla İslam’a davetle meşgulüz.

Rabbimizin mahza bize bir hediyesi olan bu faaliyetlerimiz ruhumuzu ziyadesiyle tatmin ediyor.

İç işleriniz, dış işleriniz, politik tercihleriniz ilgimizi çekmiyor artık.

Kendi ekseninde mutlu bir azınlık olarak dilediğiniz gibi yaşayabilirsiniz.

Mutluysanız kim karışır ki.

Bundan fazlası söz israfı olur.

İşte geçenki o yazımda İslam’ın bu insani prensiplerinin çiğnenmesine yüksek sesle sitem edişim vardı.

Çok geç olmadan, elim bir hatadan bir kaç gün içinde dönmenizi sağlamak için bir çırpınıştı.

Başaramadım.

Olan oldu artık. Yapacak bir şey yok.

Başa gelenlere katlanmak sizden, dua bizden.

Bir Kâmil Mürşidin evlatlarına altını çize çize söyledikleriyle yazıma nihayet vereyim.

Mealen:

Evlatlarım!

“Başınızdaki hükümetleri tenkit ederek vakit kaybetmeyin. Olaki telafisi mümkün olmayan felaketlere yol açarsınız.

Yer yüzünde Cenabı Hakkın o işi layıkıyla ve mükemmelen yürüten tasarruf sahibi kulları vardır…”

Nokta.

Ha, şu ‘’ŞÜKÜR Kİ BİR AVUÇSUNUZ’’meselesi;

Evet şükür ki bir avuçlar.

Siz değil; içinizdeki sizden gibi görünüp sizden olmayanlar!

Hayırlı Hizmetler…

Ahmet Kemal Öncü

Yorum Yaz