O Gün Yüzümüz Olsun Diye

Elbette ki müslümanların kusurları çok.

Özellikle son iki yüz yıldır tembelleştiler, kabul ediyorum.

Büyük bir kesimi kısa yoldan yollarını bulmaya meraklı hâle geldi; çalışmadan, yeterince bedel ödemeden…

Öyle müslüman toplumlar var ki yalan söylemeyi adet edindiler. Küçük hesapların, geçici menfaatlerin adamları oldular, biliyorum.

Bırakın kadınların eğitimini, kendi eğitimlerine bile ehemmiyet vermiyorlar artık. Bunun da farkındayım.

Ama bütün noksanlıklarına rağmen müslümanlar hâlâ bazı güzel hasletlerini korumaktadırlar. Ve umarım bu hasletlerini bir gün tamamen kaybetmezler.

Bir kere Müslümanlar yeryüzünün en merhametli kesimidir. Onlara saldırılmadığı müddetçe kimseye birşey yapmazlar. Ne tarihte ne de şimdi hiç bir müslüman topluluğu durup dururken başka bir topluluğa hücum ederken göremezsiniz. Harpte bile yağmalamazlar. Katliam yapmazlar. Yakıp yıkmazlar. Kadınlara, çocuklara, yaşlılara ilişmezler.

Yaşatmak için ölmeyi tercih ederler.

Namuslarına düşkündürler. Sadece kendi namuslarına değil “müslim, gayrı müslim” fark etmez, herkesin namusunu kutsal bilirler.

Anaya ataya hürmetkârdırlar.

Başkalarının annesine ve babasına “anne ve baba” diye hitap eden birisini Batı’lı kültürlerde göremezsiniz.

Cömerttirler.

Düşmanı bile olsanız sizin aç kalmanıza gönülleri elvermez. Arap olsun, Hintli olsun, Türk olsun, “Batı” cömertlikte müslümanların eline su dökemez. Hatta bu konuda müslümanlarla müslüman olmayanları kıyaslamak bile hakkaniyete tecavüz olur.

Gelelim Batı’ya.

Özellikle son iki yüz yıldır çalışkan olmayı öğrendiler, kabul ediyorum.

Teknolojik gelişmelere ev sahipliği yaptılar ve bu manada gerçekten yeryüzünün ve yaşamlarımızın şeklini değiştirmeyi başardılar.

İcatlar, keşifler hayatımıza farklılıklar getirdi.

Haklarını vermek lazım.

Ancak,

Onların da büyük bir kesimi kısa yoldan köşe dönme merakındadır fakat bireysel olarak yeterli kapasiteye sahip olmadıkları için buna pek yeltenmezler. Çalışarak, organize olarak başka kültürleri kandırarak hedeflerine ulaşırlar. Takdire şayan bir ekip çalışması yetenekleri vardır.

Eğitime önem verirler ama sadece kendi ait oldukları toplumların eğitimli olmasını isterler. Diğer toplumların eğitilmemesi için gerekli ne kadar hile ve desise varsa üretirler, gerçekleştirirler. Böylesi bir kendilerini sevmişlikleri, kendilerini beğenmişlikleri vardır.

Dürüst değildirler.

Dürüst olmamada Batı ile kimse yarışamaz. Sinsîlik üzerine inşa ettikleri bir dürüstlük anlayışları vardır. Bu yüzden aslında hiç bir ferdi, kendilerinden olsa bile bir başkasına itimat etmez. Ve neticede itimatsızlık üzerine yükselmiş dürüstlükler “medeniyeti” görürüsünüz.

Düşünün kutsal kitap addettikleri İncilleri- Tevratları bile binlerce yalan ve yanlışlıklarla doludur. İnandık dedikleri tanrılarına dahi dürüst değildirler.

Batı’da kimsenin kısa yoldan köşe dönmesine müsade edilmez. Önce bedeller ödenir sonra hedeflere ulaşılır.

Parasını ödemediğiniz yemeği masanızda göremezsiniz.

Merhametsizdirler.

Asla ama asla vicdanları yoktur. Acımak sadece bir gösterişten ibarettir. Fırsatını bulduklarında özellikle “İslam” kimliğinde olan herkese saldırabilirler. Bundan haz duyarlar. Yakın tarihimizde Bosnaya para karşılığında müslüman avlama safarilerine gelen zengin-entellektüel, yazar, şair, bilim adamı ve filozof Avrupalılar bunun en büyük isbatıdır. Amerika’da, Afrika’da, Uzakdoğu’da ve şimdilerde Ortadoğu’da yükselen mazlum feryatlardan bahsetmeye lüzum bile yok.

Yaşamak için savaşırlar. Katliam yapmak için saldırırlar.

Yok etmek için öldürürler.

Namussuzdurlar.

Ekseriyeti namuslarına düşkün değildir. Dolayısıyla başkasının namusuna hiç düşkün değildirler. Fırsat bulduklarında tecavüzden sakınmazlar.

Yeryüzü öldürülen kadınlardan çok batılılarca tecavüze uğrayan kadınların ağıtlarıyla doludur.

Cimridirler.

Nasıl cimri olduklarını tarife hacet var mı! Anne oğluna cimridir, oğul annesine cimri…

Özetin en özetiyle durum bu.

Peki bizim ve onların kötü yanları tamamen düzelir de birgün dünya huzura kavuşur mu dersiniz?

Sanmıyorum.

O zaman bendeniz Afrikada, sizler dünyanın bir başka köşesinde ne diye çırpınıp duruyoruz ki bir fazla güzel insana ulaşmak için?

Söyliyeyim.

Bizimkisi söndürülmesi imkansız bir yangından ne kurtarabilirsek gayreti.

Bizimkisi durdurulması imkansız bir selden ne yakalayabilirsek mücadelesi.

Ve tabiki öncelikle kendi nefislerimizi Allah’a varıncaya dek temiz tutma mücâhedesi.

Tıpkı kadim atalarımızın yaptığı gibi.

Yüce Divan kurulup Huzur’a çıktığımızda bir nebzecik konuşmaya yüzümüz olsun diye…

Çünkü bir gün mutlaka hesap var, hesap günü var!

Hürmetlerimle.

YER: Kosova-Dedem Sultan 1.Murad Han’ın Meşhedi ve Makamı.

Güzel Ülkemin Yaramaz Çocukları

Dertliyim arkadaşlar.

Bu yazımın tüm Türkiye’ce okunmasını isterdim.

Geçenlerde Kapadokya’daydık.

Ne muazzam bir bölge!

Dertliyim arkadaşlar.

Bu yazımın tüm Türkiye’ce okunmasını isterdim.

Geçenlerde Kapadokya’daydık.

Ne muazzam bir bölge!

Harikulâde manzara karşısında büyülendim. Böyle bir coğrafi güzelliğin bizde oluşuyla iftihar ettim. Ülkeme bir kez daha aşık oldum.

Ancak o zarif ve görkemli “peri bacalarının” arasında mest olmuş gezerken ne göreyim: ok yemiş kalp işareti ve “mehtap seni seviyorum!”

Sonra bir başkasında başka bir yazı. Bir ötekisi, bir diğeri… Yazık etmişler canım peri bacalarına.

Milyonlarca yılda oluşabilen bir servetin üstüne ancak esfeli süfela cinsinin yapabileceği bir davranış.

Ülkemdeki bu seviyesizlik hakikaten üzüyor beni.

O gün Kapadokyadaki bu çirkinlik bir çok şey hatırlattı bana.

Bir “Afro-Türk” olarak Türkiyeye geldiğimde tahammül edemediğim küçük ama “Çin işkencesi” ayarında benim için felakete dönüşen şeyler bunlar. Bir müddetten sonra kesinlikle katlanılmaz olan türden…

Hangisinden başlasam?

Dur şu yere tüküren “kırolarla” başlıyayım. Afrikada bile az görülür bir davranış bu. Hâlâ ama hâlâ yere tüküren bir türkün olabilmesini hatta ne tükürmesi, sümkürebilmesini aklım almıyor.

Yazının başında karar değiştiriyorum.

En iyisi her maddeyi yorumlamaya girmeden tek tek yazmak. Her bir maddenin görünmez parantezindeki “biiipli” cümlelerimi siz hayal edersiniz artık. Hayal gücünüze bırakıyorum.

Başlıyorum.

Yere tükürenler.

Pervasızca sümkürenler.

E-5 te arabanın camından elini/kolunu çıkaranlar.

Modifiye arabada müziği sonuna kadar açan orangutanlar. ( Modifiye olmasa da açanlar var. Onlar da orangutan) Siz de, arabanız da, müziğiniz de gerçekten çok çirkinsiniz.

Seyir halindeyken arkadan gelip dibine kadar yanaşıp tampona yapışanlar. Selektör yakan sabır yoksunu saygısız magandalar.

Makas atanlar. Ya tımarhaneliksiniz ya da hapishanelik. Olmadı adam akıllı dayaklıksınız.

Caddeleri ya da otobanları babasının malı sanıp sigara izmaritini ya da sigara paketini atanlar.

Arabanın camından çaktırmadan birer ikişer ne kadar çöp varsa fırlatanlar.

Karşıdan karşıya geçerken yolu enlemesine değilde boylamasına tin tin tin geçen hipotenüsçü ablalar. Sizi beklerken çatlıyoruz be! Bari hızlı geçin biraz. Bi de korna çalınca bakın..

Hele aynı masadaysak tam bir işkence benim için; yemeğini döke saça yiyenler. Tabağında yemek bırakanlar. ( Arkadaş aileniz size hiç mi insanlık öğretmedi. Masadan bi kalkıyorsunuz, orada hayvan mı yemek yemiş insan mı belli değil!)

Restoranlarda yüksek sesle konuşanlar.

Ağzı sigara kokan ya da koltuk altları ekşi ekşi kokan “deo stick/deostik” kullanma özürlü garsonlar. ( Sarı dişleri ve mikrop yuvası tırnakları saymıyorum bile)

Lokantalarda yemek yerken seni lafa tutan restoran patronları.

Evin eşiğine ayakkabıyla basanlar.

Eve ayakkabıyla, evin dışına da ayakkabısız basan hanzolar kategori üstü oluyorsunuz, haberiniz olsun.

Asansörde sigara içenler.

İzmariti fırlatıp son fırtını içinde tutup otobüse öylece binip dumanın bi kısmını içeriye üflemeği maharet sanan denyolar.

Terli yanaklarıyla samimiyet gösterip öpüşenler, kafa tokuşturanlar.

Islak elle tokalaşanlar. ( özellikle abdest alanlar için söylüyorum. Arkadaşlar ellerinizi adam gibi kurulayın ondan sonra musafaha yapın lütfen. Daha ilk saniyede soğuyorum sizden.)

Lavaboyu temizlemeden çıkanlar. ( Detaya girmicem. Bayanlar var aramızda.)

Tuvalet kağıdında gördüğüm dört parmak izi çıldırtıyor beni.
Kardeşim taharetli elinle niye o kağıdı koparıyorsun! Elini ıslatmadan adam gibi ihtiyacın olan kağıtlarını önceden koparsana!

Nasıl beceriyorlarsa “klozeti ıslatanlar.” Bi zamanlar okumuş mühendis olmuş “cemaat terbiyesi” almış müptezeller vardı klozete oturmayıp üzerine tünerlerdi. Bak bizim evde de öyle yapmayın ha!

Başkasının arabasına binince arabanın orasını burasını kurcalayan fazla samimi abiler. Radyo ayarlarını değiştirmeyin lütfen. Tekrar kanalları buluncaya kadar canımız çıkıyor yahu..

Selamlaşmayı bilmeyenler. (Fî tarihinde asansördeyiz. Sîmâen tanıyorum, komşumuzdu. Karşılaştık. Merhaba dedim. Adam “tanışıyor muyuz” dedi. Özür dilemek zorunda kaldım. Bir daha tanışmadığım kimseye selam vermiyorum artık. Selam vermeden de nasıl tanışacaksak!)

Facebook ta yemek paylaşanlar, sofra-ziyafet şovu yapanlar. Görgüsüzlükte rekor kırıyorsunuz. Ayıptır yapmayın. Nerede ne yediyseniz sizin olsun. Paylaşmayın.

Kıymetli dostlar biliyorum bu listeye sizler de eklemeler yapabilirsiniz. Hepsi hayatın içinde öyle ya da böyle rahatsız olduğumuz ama aynı toprakları paylaştığımız bizden birilerinin karikatürize halleri.

Herkes dilediği gibi yaşayabilir elbette.
Ama şaka bir yana gerçekten bu saydıklarım bizim insani kalitemizi göstermekte. Ahlaki köklerimizdeki arızaların dışa vurumu. Terbiye noksanlıklarımızın kontrolsüzce tezahür edişi.

Temiz, tertipli, görünürde- görünmezde ahlaklı olduğumuzda “insan” oluruz biz.
İnsan olduğumuzda; işte o zaman hayat tadından yenmez.

Anneler, babalar, öğretmenler, hocalar, imamlar! Lütfen zül görmeyin, öğretin bunları çocuklarınıza, öğrencilerinize, cemaatlerinize.

Yasaklar toplumsal nizamı, ayıplar ahlaksal nizamı tesis eder. Ahlakın olmadığı yerde insanlık ve huzur olmaz.

Hayırlı haftalar diliyorum.

Kardeşiniz, Ahmet Kemal Öncü-Mauritius/AFRİKA