yukarı git

Küçük İşlerin Adamı

Bendeniz küçük işlerin adamıyım.

Büyük işler başımı döndürüyor nedense.

Ürkütüyor.

“Kocaman(!)” meselelerin gölgesinde kalmış, basit ama hayatî problemleri çözen o sessiz kahramanları kendime daha yakın hissediyorum.

Hatta daha çok saygı duyuyorum.

Mesela ömrü boyunca memleketi kurtarıp duranlardan daha çok “bir yetimin gönlünü alanları takdir ediyor, yaz ya da kış penceresinin önüne gelen kuşlarla dost olan o zarif kalplileri daha çok seviyorum.

Sessizce bir fakiri kollayıp bunu hiç kimseye çaktırmadan icra edenlere imreniyorum.

Yüz yıldır ekosistemi kurtaran formülleri üretmekle meşgul “pek yoğun” bilim adamı ya da siyasetçileri değil de üç kuruşa aldığı bir fidanı evladıyla birlikte nereye dikeceğini konuşan babaya daha çok hürmet ediyorum.

Dünya’ya huzur ve güven reçeteleri sunanlar sıkıcı ve çekilmez geliyor bana.

Büyük nutukları sevmiyorum.

Beylik cümlelerden hoşlanmıyorum.

Sözlerin bile en sadesi, sesce az, anlamca çok olanları ilgimi çekiyor.

Belki de şiirde sadeliği, sanatta muhataba saygılı olan icrayı beğenmem bu yüzden.

Bendeniz küçük işlerin adamıyım.

Bütün insanlığı kurtarma iddiasında olanlara değil, kendi insanlığını kurtarma mahfiyetinde olanlara hayran oluyorum.

Bir türlü sahip olamadığım tevazuyu şık bir elbise gibi üzerinde taşıyanlara meftun oluyorum.

Yüksek yüksek standların, elektronik kasaların, kusursuz hesap yapan barkot okuyucuların arasında kaybolmaktansa, bir kilo şeker istediğimde hak geçmesin diye bir kilo elli gram veren bakkal amcaya o elli gramlık hakk hukuk duygusu için teşekkür etmeyi daha asil buluyorum.

Dev üniversitelere eyvallah ama minik öğrencisine hayatı boyunca lazım olacak bir bilgiyi veren, ona öğrenme ve çalışma azmi aşılayan o ilkokul öğretmeni başımın tacı.

Çocuklarını okula hazırlayan anne, “para üstünü unuttun abi” diyen kalfa, çöp kutusu bulana dek çöpünü elinde dolaştıran delikanlı daha onurlu, daha şık geliyor.

Bilmem anlatabildim mi?

Yaşım kırk altı oldu.

Galiba öğrendikçe, gün geçtikçe, yaşamı tanıdıkça hayallerim büyüyor, yaşadıkça beklentilerim küçülüyor.

Kalabalıklar indinde suni şöhretlere kapılmaktansa nefsinin terbiyecisi, ruhunun tek kişilik meşhuru, Rabbinin sessiz bir kulcağızı olmayı arzu edenlerin peşindeyim.

Evvelce mühim bildiğim dertler, kaygılar, endişeler birer ikişer önemsizleşiyor.

Keşke gözümüzde çok büyüttüğümüz şu koca Dünya’yı da küçültüp avucumuza alabilseydik!

Neyse, küçük işler adamıyım vesselam.

Kardeşiniz, Ahmet Kemal.

Fotoğraf: Gülbahar Omay Öncü.
Yer: Afrika’da bir yer.
Kul Ahmet yorgun düşer, bir mescidde uyur kalır.

Yorum Yaz