AFRİKA’DA YAPILACAK YANLIŞ HAREKETLER

Çok tecrübeli bir adam değilim ama sanıyorum Afrika konusunda ortalamanın biraz üstünde olduğumu söylesem kibir sayılmaz.

IMG 8524

Elbette uzun yıllar içinde adım adım, karış karış, dağ bayır, insan insan kendi çapımızda bir tecrübe sepetimiz oluştu.

Ve bu birikim kıta insanıyla ilgili bizde faydaya matuf bir davranış biçimi, zaruri bir tavır meydana getirdi.

Buradan cesaretle izin verirseniz birkaç kayda değer şey söylemek istiyorum bugünkü yazımda sizlere.

Esasen meramım biraz Afrika’ya pek bi düşkün STK lar için ve biraz da Afrikayı bilmeyen acemi Afrika yardım severleri için.

Olaki kendiniz dahil bir gün bir Afrika seyyah adayıyla karşılaşırsanız gönül rahatlığıyla bu yazdıklarımı paylaşabilirsiniz onunla.

Konuyla ilgili aklımdaki her şeye değil sadece birkaç şeye temas edeceğim. O kadar.

1-) Son zamanların modasıdır, Afrika’da yetimhane açmak isteyenler oluyor.

Arkadaşlar, Afrika’da başında duramayacağınız, denetleyemeyeceğiniz bir “yetimhane” doğru bir fikir değildir.

Yetimhane açmak hatta okul açmak, o okulun başında durmanız, işin ehliyseniz bizzat başında olmanız ve işletmeniz şartıyla doğru bir fikirdir.

Bir yetimhane aç, Afrikalı öğretmenlere teslim et, sonra büyük bir hayır işlediğini zannet; hayır yanıldınız, bu tam bir felaket.

2-) Afrika da gerekli araştırma yapılmadan olur olmadık yerlere cami yapmak ta doğru bir fikir değildir.

Köylere, gerçekten çok muhtaç olan yerlere abartmadan mütevazi mescit ve medrese yapılabilir. Hatta gereklidir.

Gösterişli, şatafatlı, gereğinden büyük mescitler zaittir, israftır.

3-) Afrika’da çocuklara nedensiz yere kıyafet, şeker, çikolata vb şeyler dağıtmak doğru değildir. Bilakis kötü bir davranıştır.

Bir çocuk bir şeker verildiğinde niçin verildiğini bilmeli. Bir şey mi başardı. Okulu mu bitirdi. Bir soruyu mu doğru cevapladı. Bir işin üstesinden mi geldi, bugün bayram mı, cuma mı bilmeli.

Ve sonunda teşekkür etmeği öğrenmelidir.

Beyaz adamın gelip, köyün ortasında toplanan çocuklara cümbür cemaat bişeyler dağıtması o çocuklara yapılacak bir kötülüktür. Hele hele para dağıtmak, aman Allahım, tam bir fecaattir.

Bırakın çocuklar kendi doğal ortamlarında, ebeveynlerinin onlara sunabildiği kadar bir sevinçle büyüsünler. Yoksa suni, gelip geçici abartılmış ve kendi büyükleri tarafından verilmemiş mutluluklar o çocuklara zararlıdır.

Yapmayın.

Çocuklara acıyarak kötülük etmeyin.

4-) Batılılar uzun yıllardır Afrikalıların bazı olumsuz huylar geliştirmesine yol açtı.

Onları ezerek kişiliklerini kırmak istedi.

Sonra onlara bir şeyler vererek ruhlarını ezdi.

Vermek her zaman güzel değildir.

Vermek, doğru zamanda, doğru yerde, doğru usulle olursa güzeldir.

Almak her zaman doğru değildir; kazanmak doğrudur.

Ummak, beklemek insan onuru için küçük düşürücüdür; kazanmak, gayret etmek, hatta gayret edip kazanamamak bile güzeldir. Onurludur.

Evet Afrika insanı doğaldır.

En yalın haliyle “insan” vasfına modern ülke insanlarından daha yakındır.

İnsaniyet namına onlardan öğrenecek çok şey vardır.

İçtendir. Candandır.

Ancak günümüz dünya şartları karşısında tecrübesizdir.

Peki bu hal göz önünde tutularak ne yapmalı?

Tabiki faydalı işler yapmalı ?

O kadar zor değil.

Mümkünse ehil eller vasıtasıyla çocuk yetiştirmek; bu en güzeli.

Bir çocuğun eğitimini sağlamak kadar büyük bir sevap olamaz.

Mümkünse Afrika’da mesleki eğitimler veren “güvenilir” oluşumları desteklemek.

Tarımla ilgili organizasyonlar yapanlar mevcut. Onlarla işbirliği yapmak.

Sağlık yardımı yapan ciddi kuruluşlar var ülkemizde, onlara katılmak ya da maddi manevi destek olmak.

Gerekli yerlere kuyu açmak. Evvelce açılmış kuyuları tamir etmek, ıslah etmek.

Elektrikle henüz buluşamamış köy ve kabilelere “solar/güneş enerjisiyle çalışan, uzun ömürlü enerji setleri” götürmek.

Afrikalı köylülerle birlikte el ele muz bahçeleri kurmak.

Modern hayvancılığın gelişmesi için projeler üretmek, üretenlere yardımcı olmak.

Steril, sağlıklı Sünnet organizasyonları düzenlemek.

Malaria ve aidsle mücadele verenlere katkıda bulunmak.

Kız çocuklarının okula gitmesi için onların özel temizlik ve bakım ihtiyaçlarını karşılamak.

Afrika’dan öğretmenlerin Türkiye’ye gelmesini ve burada daha iyi şartlarda eğitim almalarını sağlayacak organizasyonlarda yer almak.

Türkiyede öğrenci okutmak.

Kendi örf ve adetlerimizi onlara dayatmadan, zorlamadan, başa kakmadan göstermek, varsa işlerine yarayacak knowhow larımızı usulünce aktarmak.

Türkiyede okuyan çocuklara iş disiplini, çalışkanlık, temizlik ve tertiplilik gibi insanı daha başarılı insan yapan değerleri aşılamak.

Afrika’da İslam’ın güzelliklerini anlatmak. Ahlak ve moral motivasyon değerlere katkıda bulunmak.

İslam’ı yaşamada kolaylaştırıcı yatırımlarda bulunmak. Hocaları, hoca hanımları, öğretmenleri desteklemek. Eğitim vermeye devam etmeleri için onları teşvik etmek. Fiziki şartlarını iyileştirmek.

Gibi.

Evet, netice olarak bu duruşla, bu tavırla yapılacak işlerin tamamı faydalıdır.

Çıkan sonuçtan siz de memnun olursunuz, benim can Afrikalı kardeşlerim de…

Bu günlük bu kadarla yetinelim.

Bir başka Afrika gündemimizde Gülbahar hanımın kaleminden “Benim Adım İbrahim” adlı yazıyı izin verirse paylaşacağım.

Asıl o zaman yukarıda bahsettiğim bu maddeleri İzava Köyü’ndeki oğlumuz İbrahim’in ağzından dinleyeceksiniz ki çok çarpıcı.

Sağlıcakla kalın.

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü/İstanbul/Mauritius/Afrika.

Afrika: Çıkarsız Dayanışma

Kızıl kıta Afrika’nın aydınlık yüzleri olan 250 güzel adam geçtiğimiz dört gün boyunca söz sırası kendilerine geldiğinde işte bu cümleyi söyledi defalarca.

Güzel ülkemin insanlık yararına attığı her adımından gurur duyuyorum.

İyiki varsın Türkiyem!

Kızıl kıta Afrika’nın aydınlık yüzleri olan 250 güzel adam geçtiğimiz dört gün boyunca söz sırası kendilerine geldiğinde işte bu cümleyi söyledi defalarca.

İyiki varsın Türkiye!

Bir Türkiyeli olarak ne kadar mutlu etti bizleri anlatamam arkadaşlar.

Zaman zaman gözlerimiz doldu.

Mesuliyet bilincimiz bir kere daha arttı.

Düşünsenize, yeryüzünde bir ülke var.

Milyonlarca müslümanın tek umudu.

Ve o ülke size ait.

Adını Türkiye koymuşsunuz.

Dostların övüncü, düşmanların korkulu rüyası olmuş.

Her türlü hata ve kusurlarımıza rağmen ne büyük bahtiyarlık.

Allahım!
Sana şükürler olsun.

19-23 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da Afrika özelinde tüm İslam alemini ilgilendiren bir zirve yapıldı.

Bu heyecan dolu sözlerimin nedeni işte o zirve.

Diyanet İşleri Başkanlığının emeği ve Reisi Cumhurumuzun riyasetiyle 250 özel katılımcının hazır bulunduğu “Afrika Müslüman Dînî Liderler Zirvesi.”

Etkin devlet adamları, bakanlar, sefirler ve ülkelerinin şeyhülislamları, fikir adamları.

Beyaz elbiseli, beyaz sarıklı, beyaz güller gibi düştüler Türkiye’nin yollarına.

Çıkıp geldiler.

Sınır harekatımız, Trump, Putin vesaire derken siz kardeşlerimin dikkatinden kaçmasına gönlümün razı olmayacağı ilaç gibi bir zirveydi bu.

Hem katılımcı olmaktan hem de organizasyonun bir parçası olmaktan iftihar ettim.

Açıkçası devletimizin ve bir çok devletin benzeri zirvelerine evvelce de iştirak etmişliğim var. Ancak son zamanlarda gördüğüm en iyi, en yararlı, en hedef merkezli toplanışın bu seferki olduğunu söylemem abartı olmaz heralde.

Arkadaşlar, Afrika gerçekten zor bir coğrafyadır.

Fiziki zorluğunu kasdetmiyorum. Alışkanlıkları ve kültürel geçmişi itibariyle adapte olunması güç bir bölgedir.

Dolayısıyla böyle bir zirveye sahada emek çeken, zorlukları bizzat göğüsleyen birbirinden kıymetli müslüman liderlerin tam da hassas bir dönemde katılmaları takdire şayan bir mesele.

Hem onları hem de Diyanet İşleri Başkanlığımızın gayretkeş ekibini tebrik ediyorum.

Harika bir iş çıkardınız arkadaşlar.

Malum İslam, günümüz itibariyle düşmanların azgın oyunlarıyla karşı karşıya.

Müslümanlar belki de tüm zamanların en çetrefilli süreçlerinden birini yaşıyor.

Dolayısıyla bütün bunlara çözüm arayanların var olması ve bu çözüm arayanların hiçte azımsanmayacak kadar çok sayıda ve kaliteli oluşu mehma imkan kendisini bu işlere adamış ben kardeşinizi gelecek adına oldukça umutlandırdı.

Zirvenin açılışı nefis konuşmasıyla Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda, o meşhur 4,5 tonluk avizenin altında gerçekleşti.

Misafirlerin, Dünya müslümanlarının “doğal lideri” olarak kabul ettiği bu kişiye kendilerini yakın hissetmeleri, onunla konuşurkenki sevinç ve heyecanları görülmeğe değerdi.

Reisimiz davetlilerle tek tek ilgilendi. Hepimizle kucaklaştı. Halimizi hatırımızı sordu. Gönüllerimizi aldı.

Şehir İstanbul.

Yer Dolmabahçe.

Ev sahibi payitahtın torunları, gelenler Afrika’nın rengarenk yiğitleri ve gaye de rızayı İlahi olunca geçmişe, taa Abdülmecid Han, Abdülaziz Han, Abdülhamid han zamanlarına gittik.

Hislendik.

Onların ruhlarını yanıbaşımızda hissettik.

Vatan, millet ve ümmet için hayır dualar ettik.

Evet, bendeniz sözü uzatmadan kısa cümlecikler halinde toplantılarda aldığım bir kaç başlığı da sizlerle paylaştıktan sonra müsadenizi istiyecem.

Umarım not ettiklerimin üzerinde sizler de düşünür, gündeminize alır, kendi çevrelerinizle benzer başlıkları konuşur tartışırsınız.

ZİRVE NOTLARIMDAN BİRKAÇI

*“Genç-yaşlı ahlaki erozyana uğramış müslümanlık.” Kısaca “ahlaksız müslümanlık” meselemiz.

*Kadim ve mevcut ulemanın sözlerinin tesir gücünün azalması. İlme değer verme ve ilimden değer almadaki zayıflıklarımız.

*Siyasi ve iktisadi istikrarsızlıkların müslüman toplumlar üzerindeki tesirleri.

*Müslümanlardaki ruhsal bezginliklerin kontrollü bir şekilde ideallere evrilmesinde öneriler.

*Hemen her beşyüz yılda bir “mehdilik” fikrinin diğer zamanlardan daha fazla önem kazanması. Müsbet ve menfi etkileri.

*Alimin ilmini, hikmet ehlinin bilgeliğini kendinde toplamış “bilgili” fakat ihlastan uzak insanlarla ümmetin ve özellikle gençlerin imtihanı.

*Gençler, eskiden “ne” sorusunu,
Sonra “nasıl” sorusunu,
Şimdi ise “niçin” sorusunu soruyor.

Çözümler “neden ve niçinler” hesap edilerek yapılmalı.

*Müslüman gençlerin aidiyet bilincini kaybetmesi.

*Şu Vakıf meselemiz. Türkiyenin vakıf kültürünün Afrika ülkelerine aktarılması, konuyla ilgili uzun soluklu eğitim seferberliği.

*Vakıf kültürü sömürgecilerin önünde engel oldu.

*Batılılar vakıfların alınıp satılabilir bir meta olması için çalıştılar ki vakıflar değersizleşsin.

*Batıda okuyan sömürülmüş, devşirilmiş kafalar vakıfları İslam’ın önündeki engel olarak görmeye başladılar ve bulundukları ülkelerdeki vakıfları özelleştirmek istediler.

*Çare yok. Bir olmalıyız.

*Granada’da çöküş başladığında birbirinin arkasında namaz kılmayan 3000 ayrı cemaatin olduğu söylenir.

Saygılarımla.
Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü/İstanbul/Mauritius/Afrika

Yıllar İçinde

Size de olur mu bilmiyorum. 

Bazen çıkıp bir gün boyu sokaklarda tek başıma yürümek gelir içimden.

Yürümek, gezmek, hiç bir kimseyle konuşmadan tarihin ve çocukluk yıllarımın kucağında dolaşmak gelir.

Kitapçılara uğrar, o dükkan senin bu kaldırım benim yürürüm. Yorulunca da bir cadde üstü kafesinde oturup insanları seyretmek isterim. 

Ve tabiki bu hal içre kaç saat geçtiğini bilmeksizin düşünmek, düşünmek, düşünmek.

Evvelce cümbür cemaat işleri pek severdim. 

Cümbür cemaat seyahat etmeyi, cümbür cemaat iş yapmayı, bir şeyleri başarmayı çok severdim. 

Şimdilerde artık Afrika’nın sizi ilahiler ve danslarla karşılamaları müstesna çok sesliliği kafam götürmez oldu.

Hayat fazlasıyla gürültülü patırtılı.

Umreye bile kimsesiz gitmeği istiyorum. 

Eşim ve ben, o kadar.

Gitmeliyiz. 

Tek başımıza Harem’in mermer zemininde kaybolmalıyız.

Hangi sütunun altında Rabbin’le baş başa kaldığını kimseler bilmemeli.

Medine’de Rasülünün evine sığınıp kâlp deryasının derinliklerinde gezmelere çıkmak istediğinden bir Allah’ın kulunun haberi olmamalı.

Yaşam böyle bir şey demekki. Zaman sizi bu noktaya getiriyor ister istemez.

Hayat ve öğrendikleriniz perde perde aşamalardan geçiriyor.

Hazreti Ali’ye atıfla “öğrendikçe yalnızlaşırsın şu Dünya’da” derler. 

Sanırım bu söz doğru.

Bildikçe ve bir şeyler öğrendikçe yalnızlaşıyor insan. 

İnsanoğlunu gördükçe, dünyada olup bitenleri anladıkça bilge bir tavırla içine kapanıyor. 

Ne kadar sosyal, ne kadar aktif görünsen de aslında içe dönük yolculukların artıyor gün be gün ve zamanın çarkları dönüyor. 

Daha az güler, daha derin ve anlamlı bakar oluyorsun. 

İç çekmelerin çoğalıyor. 

Kitapları ve hayatı okudukça gözlerindeki nem artıyor.

Ufkun, denizin, dağların, çöllerin, yolların anlamı farklılaşıyor. 

Saniye saniye kimsesizleşiyorsun.

Bugünlerde moda değil ama bizim gençliğimizin meşhur şarkılarındandı; “masum değiliz, hiç birimiz..” 

Radyolarda terennüm edilirdi de o çağlarda o sözlerin mahiyetini anlamazdık. Kulağımız sadece melodiyi takip etmeğe elverişliydi.

Şarkı deyip geçmeyin, ne büyük laflar etmiş yazan bir düşünün.

Masum değiliz hiç birimiz!

Neyseki bugün biraz biraz idrak eder olduk tecrübelerin taa bağrından kopup gelen lafları.

Evet insan büyüdükçe insanoğlunun hiçte masum olmadığını fark ediyor. 

Hep bir kötü yanımız olduğunu anlıyor.

Zaman zaman fikrimi meşgul eder bu çokluklar içindeki tekliğimiz, heplikler içindeki hiçliğimiz.

Ey Ahmet! Yalnızız her şeye rağmen ve masum değiliz tüm iyi hasletlerimizle birlikte. Bu gidiş nereye? Derim.

Kendi aklımın yettiğince bu halimizle ilgili çıkarımlar yapmaya çalışırım.

Bu halin insanı ya isyana, başkaldırıya sürüklediğini, ya pes ettirip boş vermişliğe bıraktığını, ya da çaresizliği damarlarında hissettirip kendinden kaçarak Allah’a sığındırdığını tefekkür ederim.

Ve yıllar birer ikişer geride kaldıkça yalnızlaşan, çareleri Rabbinin kapısında bulan yalnız insanları daha çok severim.

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü/İstanbul/Mauritius/Africa